22 Şubat 2018 Perşembe

O Anda-Melike İnci


Bir heyecanla aldığım ancak beklediğimi bulamadığım bir kitap oldu O Anda. 
Melike İnci’nin bu kitabı aslında bir üçlemenin ilk kitabı. 
Çevremde epey seven olsa da ben pek sevemedim üzgünüm. 
Hatta” bunu bloguma yazmalı mıyım pekte bir yorumum yok ki” diye de düşündüm ama yazayım burada dursun kendim için dedim. 

Yalnız kitapta Zübeyde Hanım var ki onu sevdim. Hikayesini de gerçekten merak ettim. 
Kitapta Zübeyde hanımdan kalma gizli bir kutu buluyorlar. İçinden günlük ve mektuplar çıkıyor. Böylece hem günümüzde hem de onun zamanında geçiyor hikaye. 
Tek güzellik Zübeyde Hanım zamanında geçen kısmıydı. 
Bir gün denk gelir de ikinci kitabı okuyasım tutarsa bu kadın için olur sanırım. 
Yoksa Selim,Murat,Yasemin gibi pek hoşlanmadığım karakterleri merak etmiyorum açıkçası. 

Sevenlere saygım var ama ben umduğumu bulamadım maalesef. 



Asıl Adı Atiye-Naşide Gökbudak




Daha önce bahsettiğim Sıdıka Hanım kitabının devamı niteliğinde bir kitap.
Serinin ikinci kitabı olsa da yazarınokuduğum üçüncü kitap  oldu.
Ve artık Naşide Gökbudak benim favori yazarlarımdan olmayı bence hak etti:)

Bu yazarı sevmemdeki en büyük etken romanların yaşanmış olması.
Asıl Adı Atiye yazarımızın teyzesi.
Varlıklı bir aileye doğmuş,ismi yerine kendisine Küçük Hanım denilen Atiye.
Atatürk ile tanışma fırsatı bulmuş,girdiği her ortamda zerafeti ile dikkat çekmiş güzeller güzeli..
Ne kadar zor sınavlardan geçmiş,nasıl son bulmuş bir hayat...

Kitapta Naşide Gökbudak’ın doğumu ve büyümesi de var... Yazarı bu kadar kitabın içinde bulmak okurken beni çok heyecanlandırdı.

Yine çok sevdim yazarın kalemini, hızlıca okunuyor. Yalın bir Dili var zaten.
Eleştirebileceğim tek nokta bazı bölümlerde çok fazla kişi geçiyor. Kim kimdi kafa karışabiliyor.
Bunun haricinde gayet keyifli okunuyor.
Ama önerim önce Sıdıka Hanım okunmalı. Yalnız başına da okunsa da Sıdıka Hanım’dan sonra daha bir taşlar oturuyor. 

16 Şubat 2018 Cuma

Ölüyordum Geçerken Uğradım-Can Gürses




Sevgili Damlacım fuara gidince hemen bu kitaptan alıyorsunuz yazınca listeme eklemiştim kitabı. Çokça merak içinde başladım okumaya.
Nasıl güzel başlıyor.Hemen içine çekiyor kitap.Bazen başlarda kitaba alışamazsın zamanla açılır konu.
Yok bu öyle değil işte.Hemen bir merak,içinde kaybolarak okumak...Yani başı, sonu enfes..

Kitap, Mahur ve Nafiz'in aşkını on günde işliyor.Ama ne işlemek!
Olayları bir Nafiz'den bir Mahur'dan okuyorsunuz...
Nafiz kendini eve hapsetmiş  bir münzevi,Mahur ise romandaki dış dünya ile bağlantıyı sağlayan kişi.
Mahur evden çıkıp dönünce tarihler,on yıllar atlıyor.Arka planda da 1920'lerden beri süregelen siyasi olaylarımız işleniyor.Taa günümüze kadar...On günde geçen öykünün sonlarında bir bakıyorsun ki günümüze gelmişler...Yazarken kulağa tuhaf geldi kabul ama okurken su gibi,çok akıcı...

Kitapta dinledikleri plaklardan şarkılar,okudukları şiirlerden alıntılar var bolca.Hoşluk katmıştı hikayeye bu durum.Birde bolca okumayı arzuladığım ama ne zaman sıra gelir bilinmez yazar ve kitap isimleri..

Yüz yıllık zaman diliminde geçtiğinden yaşı genç yazarımızın doğumunu da kapsıyor.Yazar bunu da güzelce iliştirivermiş hikayeye.Bence güzel bir süpriz oldu okurken.

Ve çoğunu buraya alamadığım bir sürü güzel altı çizili cümleler...
En çokta Nafiz'in Mahur'a verdiği müthiş zeka içeren cevaplar..
Keşke hepsini buraya aktarsaydım ama pek mümkün değildi.
Lafın özü ben sevdim.Hatta ileride tekrar bile okumak isterim fırsatım olursa .

Biraz yazarını araştırınca da böylesi genç bir yazardan nedense(?) beklemediğim bir kitap oldu. B
Çok çok başarılı buldum.Okuduğum ilk kitabıydı. Bundan sonra elimden geldiğince yazdıklarının takipçisi olmaya karar verdim.


"Kaybetme korkusu,kaybetmenin kendisinden bile kuvvetlidir.Korku,gerçekten  daha fazla can acıtıcıdır.Korkuya yenik düşen,canını açık yara haline getirir."

"Hoş geldin his çöplüğüne.El melekesiyle ilerliyordum evin içinde.Teşbihi olduğum bir mum arıyordum.yanmadan ışık olunmuyordu.Acı çekmeden göz bilenmiyordu. Derler ya insanın neresi acısa canı orada atar.Demek insan,ona acı vereni canı sayar.Oysa Mahur canımın acısı değil acımın canıydı."

"Hatıralar benim sadık,güler yüzlü yol arkadaşlarımdı.Hatıralar olmasa şimdiye nasıl tahammül ederdi insan."

"-Dost acı söylermiş.
-Acıyı tatlı söyleyene dost denir,benim bildiğim."

"İstanbulluğumdan mıdır bilmem,nem beni büyüler.Hafif nemli bir duygusu olan köy ekmeğini,gündüz ve gece çimini,vapurun arka açık güvertesinde rüzgarı üzerime boca etmeyi,meraklı dilimi öpüşürken sevdiğimin diliyle sarıp sarmalamayı bunca sevmem başka nasıl açıklansın."

"Ruhumun kara kuru kelimelerini işitmemek için kitapların sulu boya renklerine bırakıyordum kendimi."

"Aşk politiktir.Çünkü bir insanı bekleyen bir insan,bu dünyadan umudunu kesmemiştir.Bir insanı beklemek,sosyalizmden hatta anarşizmden bile ütopiktir. İki aşığın buluşması tüm ütopyaların ümididir." (Arka kapak)

"O gülümseyince içim kendine gelmişti.İnsanın hem derdi hem devası aynı şey olabilir mi?"

"Doğmak mı kolay, ölmek mi?Kimsenin doğum ya da ölüm hatırası olmadığından,olamayacağından bu  soru da diğer hayati sorular gibi her dem cevapsız kalacak."

"Aşk biter miydi?Bitmezdi ama eskirdi...Aşkımız nostalji  olmak üzereydi.Belki de çoktan olmuştu ve biz adına mutluluk dediğimiz sonu gelmez bir düne sıkışıp kalmıştık beraberce."

"Uyku, insanı korkularından korur.En büyük meziyeti budur."

"Umutsuzluk olmasaydı umut olur muydu hiç?Umutsuzluk kendisine bir şey olursa geçici olarak yerini alsın diye bulmuştu umudu."

"Her yeni insanla kendi öykümüzü yeni baştan yaşarız.Kimse bize yeni bir öykü getirmez. İnsan, insanın öyküsüne katılır sadece.Alaşağı etse de,o eski öyküdür alaşağı ettiği.Bu yüzden her yeni insan yeni baştan kendimizle yüzleştirir bizi."

"Ben dünyanın öbür ucuna varabilecek bir denizken,suyumu hep aynı kıyıda tutmaya çabalamaktan yorgun düşmüştüm.Akmayı unutmuş bir su gibi tutuk kalmıştım."

"Amma velakin sonsuz diye bir şey yok bu dünya sınırlarında.Yarım kalmaz aşk,yaralı kalır.Hiçbir zaman kapanmaz o yara."

"Bugün,çocukların çoğunluğu savaşla büyüyor.Özlemle anacakları bir çocuklukları bile olmayacak onların.Böyle bir dünyayı şiir nasıl kurtarır?Şiir çocukça bir tavırdır.Saftır,umutludur,çocuk dilinde konuşur.Yaşamak yerini  hayatta kalmaya bırakmışken,kim neyi niye okur?"

"Dünya mutsuz yetişkinlerin birbirlerine mutluymuş gibi davranabilmek için olmayan paralarını harcayıp tanımadıkları başkalarına borçlandıkları bir alan razı satan razı karabasanına dönüşmüştü ... Başka bir dünya mümkün olsa ne yazardı?O dünyayı da ustalıkla mahvederdi insan evladı."















7 Şubat 2018 Çarşamba

TEMA Özel Gün Fidan Bağışları


Geçen yıl 1 yaşına girdiğinde bir adet fidan dikmiştik Yağız adına. Bu hep hayal ettiğim birşeydi. Her doğumgününde yaşı adetinde fidan dikmek arzusundayım. TEMA’nın internet sitesinden kolayca hallediliyor. Yalnız en az üç fidan dikme zorunluluğu olduğundan bu yıl üç ekmiş olduk. Fazla olması daha güzel tabi ki;) Birde o dönem yapılan bağışların hangi bölgeye olduğu hakkında da fikir sahibi oluyorsunuz. Bu seferki Gaziantep’e nasip oldu. 

Gidemediğim bir düğün içinde böyle bağışta bulunmuştum. İsteğiniz doğrultusunda ücretsiz e-sertifika(fotodaki gibi) ya da kurye ücreti karşılığı basılı sertifika hediye edebiliyorsunuz. 


Sizde sevdiklerinizin özel günlerinde onlar adına bağışta bulunabilirsiniz. 
Kalıcı bir hediye vermek tam da bu olsa gerek. 


Şeker Portakalı-Jose Mauro de Vasconcelos


Bazı çocuk kitaplarını okuyup unuttuğunu sanıyor insan. Ben Şeker Portakal’ı için böyle düşünüyordum. Ama sanırım okumamışım. Ya da gerçekten tek bir satırını bile hatırlamıyorum. Buna da ihtimal vermiyorum çünkü etkilenip unutmazdım gibi geliyor bana. 

Neyse geç olsun güç olmasın diyerek okudum kitabı. Çok sevdim pek tabi. Zeze ile buluşmak için keşke bu kadar geç kalmasaydım. Minik Zeze etrafa 6yaşındayım dese de aslında 5yaşında bir yumurcak. Farklı bakış açısına sahip bir çocuk ve ailesi onu bu sebeple lanetli olarak görüyor. Maalesef sürekli itilip kakılıyor. Hayvanlar ve ağaçlarla konuştuğu zengin bir iç Dünyası var oysa ki...Ve birde minik şeker portakalı fidanı.  Tabi biraz biraz da haşarılıkları:)

Arka kapakta şöyle bir yazı var ki beni çok etkiledi:
Vasconcelos,tam on iki günde yazdığı bu romanı’yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını’söyler.  Yani yazarın çocukluğundan da derin izler taşıyormuş kitap :(

Ne diyeyim böyle bir eseri okumayan varsa hala listesine alabilir. İleride Yağız’ın mutlaka okumasını hayal ettiklerimden. Umarım gerçek olur. 

Birde devam kitapları varmış “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek” diye. Bunları hiç duymamıştım. Not ettim bakalım ne zamana okumak kısmet olur Zeze’nin büyüdüğünü. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...